Advert
Advert

DÜNYA ÇOCUKLARIMIZI OKUMASIN, ÇOCUKLAR DÜNYAYI OKUSUN

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Nurperi Cömert İğdigül

Dünya çocuklarımızı okumasın, çocuklar dünyayı okusun!

Bir düşünün…
Çocuğunuz eline bir kitap aldığında kaç dakika sonra “Sıkıldım.” diyor? Peki siz bir yazıyı okumaya başladığınızda kaç saniye sonra telefonunuzda başka bir bildirime geçiyorsunuz? Bir uzman sosyal medyada birkaç dakikalık bir video paylaşıyor. Başlığını görüyor, belki ilk birkaç saniyesini izliyor ve sonra yorum yapıyoruz.
Bir haberin tamamını okumadan yalnızca başlığına bakıp fikir sahibi oluyoruz. Bir araştırmanın sonucunu okumadan, bir cümlesini görüp doğru ya da yanlış olduğuna karar veriyoruz. Hatta bazen ne söylendiğini tam olarak anlamadan eleştiriyoruz. Belki de bugün çocuklarımızdan beklediğimiz okuma alışkanlığını önce kendimiz yeniden kazanmamız gerekiyor.
Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı örnek alıyor.
“Kitap oku.” Ama çocuk bizi sürekli telefonda görüyor.
“Dikkatini ver.” Ama yemek yerken bile telefonumuza bakıyoruz.
“Bir şeyi araştırmadan konuşma.” Ama birkaç saniyelik bir videodan gördüğümüz bilgiyle kesin yargılara varıyoruz.
“Sabırlı ol.” Ama uzun bir yazıyı okumaya tahammül edemiyoruz.
Çocuklarımızın önüne yalnızca kitap koyarak onlara okuma alışkanlığı kazandırmamız pek mümkün değil. Çünkü okuma alışkanlığı sadece anlatılarak değil, yaşanarak öğrenilir.
 
Peki dikkat süremiz gerçekten kısalıyor mu?
Burada önemli bir ayrım var.
“İnsanların dikkat süresi artık kesin olarak 8 saniyeye düştü.” gibi sosyal medyada sıkça karşılaştığımız iddialar bilimsel olarak bu kadar basit değil. Ancak dijital ortamların dikkatimizi sürekli bölmeye, hızlı ve kısa içeriklere yönlendirmeye ve sürekli yeni uyaran aramaya teşvik ettiği konusunda ciddi bir tartışma ve araştırma literatürü bulunuyor. Özellikle sürekli bildirimler, hızlı içerik tüketimi ve aynı anda birden fazla şey yapmaya çalışma, derin ve kesintisiz dikkat gerektiren faaliyetleri zorlaştırabiliyor.
 
Okumak ise tam olarak böyle bir beceri. Bir kitabı okumak, birkaç saniyede tüketilen bir içerik gibi değildir. Okurken dururuz. Düşünürüz. Bağlantılar kurarız. Bilmediğimiz bir kelimenin anlamını araştırırız. Bir karakteri zihnimizde canlandırırız. Bazen aynı paragrafı tekrar okuruz. Yani okuma yalnızca bilgi edinmek değildir; dikkati sürdürme ve düşünceyi derinleştirme egzersizidir.
Değişen ve gelişen yeni dünyada çocuklarımıza bırakacağımız en önemli miraslardan biri okuma alışkanlığı olacak. Geleceğin dünyasında çocuklarımızın yalnızca bilgiye ulaşabilmesi yeterli olmayacak. Bilgi her zamankinden daha kolay ulaşılabilir olacak.
 
 
Asıl önemli olan;
- Doğru bilgiyi yanlıştan ayırabilmek.
- Bir bilgiyi kaynağından kontrol edebilmek.
- Bir fikri anlamadan önce dinleyebilmek.
- Farklı görüşleri okuyabilmek.
- Hızlı tepki vermek yerine düşünebilmek.
- Ve gerektiğinde “Bilmiyorum.” diyebilmek.
 
Bunların hepsi güçlü bir okuma ve düşünme kültürüyle yakından ilişkili. Yapay zekayı doğru kullanmak ve bizi destekleyecek bir araç haline getirmenin en önemli yolu da buradan geçmektedir. Günümüzde yapay zekanın kullanım alanları ödev yaparken de en üst sıralarda.                                                               Ödev yapan çocuklarımız yapa zekadan gelen bilgileri okuyup, araştırıp, fikir edinmek amacıyla mı kullanılıyor yoksa kopyala ve yapıştır yöntemiyle, okumadan muhakeme yapmadan ve kendi fikirlerini dahil etmeden direkt mi alınıyor?
Yapay zekânın, kısa videoların ve hızlı içeriklerin hayatımızın giderek daha büyük bir parçası olduğu bir dünyada çocuklarımızın derin düşünme becerisini korumak, belki de onlara verebileceğimiz en önemli eğitimlerden biri.
 
Peki bunu nasıl yapacağız?
Çok büyük değişikliklerle başlamak zorunda değiliz. Her gün 15 dakika birlikte kitap okuyabiliriz. Çocuğumuz bizi okurken görebilir. Bir sosyal medya paylaşımını hemen yorumlamak yerine tamamını okuyabiliriz. Bir iddiayı paylaşmadan önce kaynağına bakabiliriz. Evde “Bunu nereden biliyoruz?” sorusunu daha sık sorabiliriz. En önemlisi, çocuklarımızın yanında biz de merak eden, araştıran, okuyan ve düşünen yetişkinler olabiliriz.                                                                                                       Çünkü çocuklarımıza verebileceğimiz en güçlü okuma tavsiyesi,
“Kitap oku.” değil. “Bak, ben de okuyorum.” olur.
 
Çocuklarımız geleceğimizdir. Ama onların geleceğini yalnızca okullarda değil, evlerimizde de şekillendiriyoruz. Belki bugün onlara aşılayabileceğimiz en değerli alışkanlık; daha çok bilgi değil, bilgiyi anlamlandırabilecek bir zihin olacaktır.
Şimdi önemli bir sorum var sizlere…
Bu yazıyı başka bir bildirime geçmeden veya farklı bir ekrana bakmadan sonuna kadar okuyabildiniz mi?

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar