Hayat boyu karşılaştığımız zorluklarla baş etme biçimimiz, genellikle cephemizi nereye döndüğümüzle ilgilidir. Karşımızda açık bir düşman varsa, kalkanımızı kuşanır, gardımızı alır ve gelebilecek darbeleri az çok tahmin ederiz. Düşmanlık, doğası gereği dürüst bir nefret barındırır; rengi bellidir, niyeti açıktır.
Peki ya en büyük darbe, sırtımızı yasladığımız o en güvenli duvardan, yani aynı kandan, aynı yuvadan geldiğinde ne olur?
Atalarımız ne güzel özetlemiş: "Kötü kardeş, düşmandan daha çok zararlıdır." İlk bakışta kulağa sert, hatta biraz acımasız gelen bu cümle, aslında hayatın en çıplak ve en can yakıcı gerçeklerinden birini fısıldar kulaklarımıza.
Maskeli Bir Tehlike: Güvenin İstismarı
Bir düşman size zarar verdiğinde canınız yanar, öfkelenirsiniz ama şaşırmazsınız. Çünkü onun varoluş amacı zaten size zarar vermektir. Ancak bir kardeşin kötülüğü, ruhumuzda çok daha derin ve iyileşmesi imkansız yaralar açar.
Gardımız Düşüktür: Kardeşimizin yanında zırhımızı çıkarırız. En zayıf noktalarımızı, korkularımızı, sırlarımızı en iyi o bilir. Kötü niyetli bir kardeş, düşmanın asla ulaşamayacağı o "iç kaleye" elini kolunu sallayarak girer.
İnkar Mekanizması Çalışır: Bize zarar veren yabancıyı hayatımızdan tek kalemde silebiliriz. Ancak söz konusu kardeş olduğunda, "Belki öyle demek istemedi," ya da "Ne de olsa kardeşim," diyerek kendimizi kandırırız. Bu inkar, onun bize tekrar tekrar zarar vermesine alan açar.
İki Kat Acı Verir: Kardeşten gelen kötülük sadece maddi ya da fiziksel bir zarar değildir; aynı zamanda büyük bir hayal kırıklığı ve derin bir yalnızlık hissidir.
Ortak Geçmişin Silah Olarak Kullanılması
Kardeşlik, çocukluk hafızamızın ortak bekçiliğidir. Aynı sofraya oturmuş, aynı anne babanın gözünün içine bakmış, belki de aynı odada düşler kurmuşuzdur. İşte tehlike tam da burada başlar. Kötü bir kardeş, bu ortak geçmişi ve aile bağlarını size karşı bir manipülasyon aracı olarak kullanmaktan çekinmez.
Düşman sizi dışarıdan vurmaya çalışırken; kötü kardeş sizi aile meclisinde, akrabaların gözünde veya kendi vicdanınızda mahkum etmeye çalışır. Kan bağının arkasına sığınarak yaptığı her kötülüğü meşrulaştırabileceğine inanır.
Sınır Çizmenin Kaçınılmazlığı
Toplum olarak bize her zaman "ne olursa olsun aile" fikri aşılandı. Elbette aile bağları kutsaldır ve korunmalıdır. Ancak bu kutsallık, bir insanın diğerinin ruhunu, emeğini ya da hayatını sömürmesine vize vermez.
Bazen ruh sağlığımızı ve hayat kalitemizi korumanın tek yolu, kan bağımız olan insanlarla aramıza kalın, aşılmaz sınırlar koymaktır. Unutmamak gerekir ki; bizi birbirimize bağlayan şey sadece damarlarımızdaki kan değil, ruhlarımızdaki sevgi ve saygıdır.
Düşmanla savaşmak kolaydır, çünkü onunla aranızda bir mesafe vardır. Ama koynunuzda beslediğiniz bir yılanla, yani size kötülükten başka bir şey sunmayan bir kardeşle yaşamak, sürekli kan kaybedeceğiniz bir savaşı baştan kabul etmektir.
Kendinize bir iyilik yapın: Sizi sadece "kardeş" sıfatıyla tüketenlere verdiğiniz sınırsız krediyi geri çekin. Çünkü bazen en büyük kahramanlık, canınızı yakan o el sizinle aynı kandan olsa bile, o eli bırakabilmektir.
Yorumlar