Ehliyet mi, liyakat mi, tedbirsizlik mi?
Bazı felaketler gökten ansızın düşmez…
Onlar, günlerce, aylarca, hatta yıllarca biriken küçük ihmallerin içinden büyüyerek gelir. Önce fark edilmeyen bir eksikliktir. Sonra ertelenen bir bakım, dikkate alınmayan bir uyarı, üzerinde yeterince durulmayan bir risk…
Ve bir gün, o küçük ihmal büyük bir felakete dönüşür.
Son günlerde yaşanan iki gemi faciası, yalnızca denizin üzerinde meydana gelen iki ayrı kaza olarak görülmemelidir. Bu acılar hepimize, özellikle de insan hayatının sorumluluğunu taşıyan kurumlara ve yöneticilere ciddi bir muhasebe çağrısı yapmaktadır.
Şimdi hep birlikte sormalıyız:
Gemilerimizi sadece denize çıkmadan önce mi kontrol ediyoruz, yoksa güvenliği bir hayat kültürü haline mi getiriyoruz?
Ehliyet başka, liyakat başka değildir
Bir işi yapmak için o işin ehli olmak gerekir.
Ama yalnızca işi bilmek de yetmez.
Liyakat; bilgiyle birlikte tecrübe, sorumluluk, dikkat, dürüstlük ve emaneti hakkıyla taşıma bilincidir.
Özellikle insan hayatının emanet edildiği görevlerde “idare eder” anlayışına yer yoktur.
Kaptanından mühendisine, bakım personelinden denetçisine kadar herkes görevini hakkıyla yapmalıdır.
Çünkü denizde yapılan küçük bir hata, karada yapılan küçük bir hataya benzemez.
Denizin ortasında ikinci bir şans her zaman bulunmayabilir.
Tedbir kaderin karşıtı değil, sorumluluğun gereğidir
Bazen “kader” kelimesinin arkasına saklanarak alınmayan tedbirleri açıklamaya çalışıyoruz.
Oysa bizim inancımızda tedbir vardır.
Peygamber Efendimiz'in, “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.” anlamındaki öğüdü bunun en güzel ölçülerinden biridir.
Kur'an-ı Kerim'de ise:
“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”
(Bakara, 2/195)
buyrulmaktadır.
Demek ki bize düşen, elimizden gelen bütün tedbirleri almak; sonra Allah'a tevekkül etmektir.
Tedbir alınmamışsa, denetim yapılmamışsa, eksiklikler bilindiği halde giderilmemişse, bunun adına sadece “kaza” deyip geçmek vicdanları rahatlatmaz.
Denetim, kâğıt üzerindeki imza değildir
Bir kurumun en önemli görevi, tehlike ortaya çıktıktan sonra çözüm üretmek değil, tehlikeyi önceden görebilmektir.
Denetim gerçek anlamda yapılmalıdır.
Geminin teknik durumu…
Personelin yeterliliği…
Bakımların zamanında yapılıp yapılmadığı…
Acil durum ekipmanları…
Güvenlik prosedürleri…
Hava ve deniz şartları…
Ve insan faktörü…
Bunların her biri titizlikle değerlendirilmelidir.
Çünkü denetimin amacı kusur bulmak değil, can kurtarmaktır.
Bir insan hayatı, hiçbir maliyet hesabından daha ucuz değildir
İşin en acı tarafı da budur.
Bir yerde tasarruf etmek adına ertelenen bakımın, bir yerde önemsenmeyen güvenlik tedbirinin, bir yerde liyakat yerine başka ölçütlerin tercih edilmesinin bedeli bazen para ile ödenmez.
Bedel, insan hayatıdır.
O yüzden yöneticilere, kurumlara ve sorumluluk sahibi herkese düşen görev çok açıktır:
İşi ehline vermek.
Liyakati esas almak.
Denetimi güçlendirmek.
Tedbiri eksiksiz almak.
Uyarıları dikkate almak.
Ve insan hayatını her türlü hesabın üzerinde tutmak.
Felaketten sonra değil, felaketten önce konuşmalıyız
Bir facia olduktan sonra herkes konuşur.
“Neden oldu?”
“Kim sorumluydu?”
“Eksik neydi?”
“Daha önce uyarı yapılmış mıydı?”
Oysa asıl soru şudur:
Bunları neden felaketten önce sormadık?
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Bir medeniyetin ve devlet anlayışının gücü, yalnızca felaketlerden sonra yaraları sarmasında değil; felaketleri önceden önleyebilmesindedir.
İki gemi faciasından sonra yapmamız gereken sadece üzülmek değildir.
Eksiklerimizi görmek, sistemimizi sorgulamak ve aynı acıların tekrar yaşanmaması için gerekeni yapmaktır.
Çünkü deniz hata kabul etmez, hayat ihmali affetmez.
Bugün görevimiz suçlu aramaktan önce eksikliği bulmak, eksikliği bulduktan sonra tedbir almak, tedbiri aldıktan sonra da onu tavizsiz biçimde uygulamaktır.
Unutmayalım:
Büyük felaketlerin çoğu, küçük ihmallerin büyütülmüş hâlidir.
Bir vida…
Bir kontrol…
Bir uyarı…
Bir imza…
Bir “nasıl olsa bir şey olmaz” sözü…
Bazen bütün bir hayatın kaderini değiştirebilir.
Rabbim milletimizi her türlü kazadan, beladan ve afetten muhafaza eylesin. Hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Ders alırsak acılarımız geleceğe ışık olur.
Ders almazsak aynı ihmal, başka bir gün başka bir ocağa ateş düşürür.
Salih Özbay
Yorumlar