“Bir makamın büyüklüğü, koltuğunun yüksekliğiyle değil; hizmet ettiği insanların gönlündeki yeriyle ölçülür.”
19 Ekim Muhtarlar Günü vesilesiyle…
Bir mahalleyi düşünün… Kapısı çalındığında umuda açılan bir ev, derdini anlatacak insan arayan yaşlı bir vatandaş, sofrasında ekmeği eksik bir aile, okul yolunda desteğe ihtiyaç duyan bir çocuk…
İşte muhtarlık, tam da bu hayatların ortasında başlar.
Muhtar; mahallenin yalnızca seçilmiş temsilcisi değil, vatandaşın derdini dinleyen, ihtiyacını ilgili makamlara taşıyan, sevinciyle sevinen, hüznüyle hüzünlenen bir gönül insanı olmalıdır.
Çünkü yöneticilik, insanlara hükmetmek değil, insanlara hizmet etmektir.
Ne yazık ki zaman zaman makamı hizmet kapısı değil, üstünlük basamağı gören anlayışlarla karşılaşıyoruz. Oysa makamlar insanı büyütmez; insan, taşıdığı makama ahlakı, adaleti ve merhametiyle değer katar.
Hakk’ın rızası, halkın duası…
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder.”
(Nahl Suresi, 90. ayet)
Bu ayet, yalnızca bireysel hayatımıza değil, kamu hizmetine de ışık tutan büyük bir ölçüdür. Adaletli olmak, herkese eşit mesafede durmak; iyilik etmek, ihtiyaç sahibini gözetmek; emaneti korumak ise sorumluluğun hakkını vermektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur:
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.”
(Buhârî, Ahkâm, 1; Müslim, İmâre, 20)
Öyleyse yöneticilik, bir ayrıcalık değil, ağır bir emanettir. Muhtarın da belediye başkanının da valinin de her türlü kamu görevlisinin de önce kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Ben bu makamda kendi itibarımı mı büyütüyorum, yoksa milletimin derdine mi çare oluyorum?”
Gerçek cevap, sözlerde değil; yapılan hizmette, gösterilen adalette ve kazanılan gönüllerdedir.
Muhtar, mahallenin vicdanıdır
Muhtar; zenginin de yoksulun da, yaşlının da gencin de, kendisine oy verenin de vermeyenin de muhtarıdır. Hiç kimseyi ayırmadan dinlemek, ihtiyaç sahibinin elinden tutmak ve vatandaşla devlet arasında güven köprüsü olmak, bu görevin en kıymetli tarafıdır.
Bazen bir telefon, bazen bir ziyaret, bazen de içtenlikle söylenen “Bir ihtiyacınız var mı?” sözü, bir insanın yalnızlık duvarını yıkmaya yeter.
İşte hizmetin büyüğü, her zaman büyük projelerde aranmaz. Bazen bir yaşlının duasında, bazen bir yetimin tebessümünde, bazen de çaresiz bir ailenin yeniden yeşeren umudunda saklıdır.
Unutulmamalıdır ki halkın güveni seçimle kazanılabilir; fakat gönüllerdeki yer, ancak samimiyetle korunabilir.
Ozanın dilinden: Makam değil, hizmet!
Ey makam sahipleri, bir durup düşünün;
Koltuklar eskir, unvanlar silinir,
Gün gelir bütün defterler dürülür.
İnsanın ardında bir tek iz kalır:
Ya hayırla anılır ya da unutulur.
Hakk’ı gözet, adaletten ayrılma,
Garibin kapısını boş çevirme.
Milletin derdini yük bil omzunda,
Gönül kırıp da kendini yüceltme.
Çünkü bu dünyada makam geçicidir; insanın yaptığı iyilik, bıraktığı eser ve kazandığı hayır duası ise hatırlanmaya devam eder.
Son söz: Gerçek yönetici, gönül kazanandır
19 Ekim Muhtarlar Günü, yalnızca bir kutlama günü değil; hizmetin, sorumluluğun ve vicdanın yeniden hatırlanması için de bir fırsattır.
Görevini adaletle yapan, kapısını vatandaşa açık tutan, mazlumu gözeten, yetimin hakkını koruyan, hiçbir ayrım yapmadan hizmet eden bütün muhtarlarımız başımızın tacıdır.
Dileğimiz odur ki her makamda adalet, her hizmette samimiyet, her yöneticinin yüreğinde merhamet olsun.
Zira gerçek yönetici, kendisine itaat edenlerin değil; kendisine güvenenlerin sayısını artırandır.
Hakk’a hizmeti, halka hizmet bilen bütün muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü kutlu olsun.
Selam olsun makamı emanet, hizmeti ibadet, insanı emanet bilenlere…
Kul Salih
Yorumlar