Dinlemeden Mahkûm Etmek, Tanımadan Hüküm Vermek!
“Bir insanı tanımadan yargılama; belki de onun sustuğu yerde senin bilmediğin bir hayat hikâyesi vardır.”
İnsanlık nereye gidiyor dostlar?
Bir zamanlar insanlar birbirini dinler, anlamaya çalışır, bir yanlış gördüğünde doğrusunu anlatmak için çaba gösterirdi. Bugün ise çoğu zaman dinlemeden hüküm veriyor, araştırmadan inanıyor, doğruluğunu bilmeden başkalarının hayatını konuşuyoruz.
Bir söz duyuyoruz, kaynağını sormuyoruz.
Bir dedikodu işitiyoruz, gerçeğini araştırmıyoruz.
Bir insan hakkında kanaat oluşturuyor, sonra da o kanaatimizi hakikat sanıyoruz.
İşte ön yargı tam da burada başlıyor!
Ön yargı, gerçeği öğrenmeden verilen karardır; yargısız infaz ise bir insanı dinlemeden, savunmasına fırsat vermeden vicdanımızda mahkûm etmektir.
Üstelik bazen bir insanın hayatını karartmak için mahkeme salonuna bile ihtiyaç yoktur. Bir kahvehanede söylenen söz, bir aile ortamında yayılan dedikodu, bir iş yerinde ortaya atılan iddia veya sosyal medyada paylaşılan doğrulanmamış bir haber, insanın itibarını yerle bir edebilir.
Peki, soralım kendimize: Delilimiz olmadan suçladığımız, yüzüne bakmadan hüküm verdiğimiz, dinlemeden mahkûm ettiğimiz insanların hesabını vicdanımıza nasıl vereceğiz?
KUR’AN BİZE NE SÖYLÜYOR?
Yüce Rabbimiz, Hucurât Suresi'nin 6. ayetinde şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın...”
(Kur’an-ı Kerim, Hucurât, 49/6)
Dikkat edelim: Rabbimiz bize her duyduğumuza inanmayı değil, araştırmayı öğütlüyor. Çünkü yanlış bir haberle bir insana, bir aileye veya bir topluluğa zarar verebiliriz. Sonradan gerçeği öğrendiğimizde duyacağımız pişmanlık, verdiğimiz zararı her zaman ortadan kaldırmayabilir.
Yine Rabbimiz, Hucurât Suresi'nin 12. ayetinde kötü zandan sakınmamızı, insanların kusurlarını araştırmamamızı ve gıybet etmememizi emreder.
Demek ki mesele yalnızca dilimizi korumak değildir; düşüncemizi, niyetimizi ve insanlara bakışımızı da korumaktır.
Çünkü adalet, insanın yalnızca mahkemede değil, günlük hayatında da uyması gereken bir ölçüdür.
PEYGAMBERİMİZİN UYARISI
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalanıdır.”
(Buhârî, Nikâh, 45; Müslim, Birr ve Sıla, 28)
Ne kadar derin bir uyarı!
Bazen elimizde hiçbir kanıt yoktur ama zihnimizde kesin bir hüküm vardır. Bazen bir insanın tek bir davranışına bakarak onun bütün karakterini belirleriz. Bazen de başkasının anlattığı bir hikâyenin yalnızca bir tarafını dinler, öteki tarafını öğrenmeye gerek bile duymayız.
Oysa bir olayın anlatılan yüzü olduğu gibi anlatılmayan yüzü de vardır.
Bir insanın neden sustuğunu bilmeden onu suçlayamayız. Neden uzaklaştığını öğrenmeden vefasız ilan edemeyiz. Bir hatasını görüp bütün iyiliklerini silemeyiz.
Adalet, yalnızca doğruyu söylemek değil; doğruyu öğrenmek için sabır göstermektir.
DEDİKODU: DİLDEN ÇIKAR, GÖNÜLDE YARA AÇAR!
Ey dostum!
Hiç düşündün mü, bir insan hakkında söylediğin söz kaç kişiye ulaşır? O söz kaç kapıyı kapatır, kaç dostluğu bitirir, kaç yuvanın huzurunu bozar?
Dedikodu bazen bir tebessümle başlar, bir insanın gözyaşıyla son bulur.
İnsanlar çoğu zaman bir iddiayı konuşurken işin aslını değil, kendi yorumlarını büyütürler. Birinin söylediğine bir başkası ekleme yapar, bir diğeri kendi kanaatini gerçekmiş gibi anlatır. Sonunda küçücük bir mesele, içinden çıkılmaz bir iftiraya dönüşebilir.
Hele bir de sosyal medya varsa!
Bir görüntünün öncesini ve sonrasını bilmeden hüküm veriyoruz. Bir iddianın doğruluğunu araştırmadan paylaşım yapıyoruz. Sonra da kalabalıkların peşine takılıp bir insanı hedef hâline getiriyoruz.
Unutmayalım: Bir yanlışın bin kişi tarafından tekrarlanması, onu doğru yapmaz. Bir insanın herkes tarafından suçlanması da tek başına suçlu olduğunu göstermez.
Kalabalıkların sesi, hakikatin delili değildir.
İnsanların onurunu korumak, haksızlığa karşı durmak ve doğruluğu araştırmak hepimizin sorumluluğudur.
YA BİR GÜN YARGILANAN BİZ OLURSAK?
İşte asıl mesele burada!
Bugün bir başkasını dinlemeden yargılayan, yarın kendisi yanlış anlaşılınca neden dinlenmediğini sorabilir. Bugün başkasının itibarını düşünmeden konuşan, yarın kendi itibarı zedelendiğinde adalet arayabilir.
İnsan, başkasına reva gördüğü haksızlığın bir gün kendi kapısını da çalabileceğini unutmamalıdır.
Bir annenin evladını savunurken yaşadığı çaresizliği, bir babanın haksız bir suçlamayla başını öne eğmek zorunda kalışını, bir gencin hakkında çıkarılan söylentiler yüzünden içine kapanışını düşünelim.
Bir de kendimizi onların yerine koyalım.
İşte vicdan, tam o anda konuşmaya başlar.
Belki de insan olmanın en büyük imtihanlarından biri, başkası hakkında hüküm verme gücümüz varken adil olabilmektir.
ADALETİN TERAZİSİ VİCDANDIR
Adalet, yalnızca başkasının yanlışını bulmak değildir. Adalet, kendi öfkemizi de sorgulayabilmektir.
Bir insanı suçlamadan önce delil aramak, iki tarafı da dinlemek, öfkemizle değil aklımızla hareket etmek gerekir. Yanlış yaptığımızı anladığımızda özür dilemek de erdemdir.
Çünkü insan olmak hiç yanılmamak değil; yanıldığında gerçeği kabul edebilmek, haksızlık ettiğinde gönül alabilmektir.
Unutmayalım ki sözümüzden sorumluyuz. Bir insanın şerefini korumak, onun her davranışını onaylamak anlamına gelmez. Yanlışı eleştirebiliriz; ancak bunu hakaret etmeden, iftira atmadan ve kişilik haklarını çiğnemeden yapmalıyız.
Bir yanlışa karşı çıkarken başka bir yanlışın sahibi olmayalım.
KUL SALİH'İN DİLİNDEN
Bir insan hakkında hüküm vermeden önce vicdan terazisini kurmak gerekir. Sözümüzü de bu düşünceyle bağlayalım:
Dinlemeden hüküm verme insana,
Zan ile ateşler düşer meydana.
Bir söz yara açar nice vicdana,
Hakikat aransın, adalet gelsin.
Görmeden suçlama, bilmeden konuş,
Ön yargı gönüller arasında yokuş.
Bir gönül yıkmakla bitmiyor bu iş,
Merhamet dilensin, adalet gelsin.
Dostunu dinle de düşmanını da,
Gerçeği ararken bak her yanına.
Haksızlık yük olur insanın canına,
Vicdanlar uyansın, adalet gelsin.
— Kul Salih
SON SÖZ: HÜKÜM VERMEK KOLAY, ADALET ETMEK ZORDUR!
Aziz okuyucularım,
Bu yazıyı okurken çevremizdeki insanları düşünmeden önce kendimizi düşünelim.
Hiç araştırmadan inandığımız bir söz oldu mu? Bir insanı dinlemeden suçladık mı? Bir başkasının kusurunu anlatırken onun onurunu incittiğimizi fark ettik mi? Yanlış bir hüküm verdiğimizde geri adım atabildik mi?
Kendimize bu soruları sorabiliyorsak, vicdanımız hâlâ bize yol gösteriyor demektir.
Unutmayalım: Her insanın anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi, bilinmeyen bir mücadelesi, kimsenin görmediği bir yarası olabilir. Biz o hikâyenin tamamını bilmeden son hükmü vermeye kalkmayalım.
Bir insanı dinlemek zayıflık değil, olgunluktur. Araştırmak kararsızlık değil, sorumluluktur. Haksızlık ettiğimizde özür dilemek küçülmek değil, büyüklüktür.
Gelin; birbirimizi mahkûm etmekte değil, anlamakta yarışalım. Dedikoduyu değil hakikati, öfkeyi değil adaleti, ön yargıyı değil merhameti büyütelim.
Çünkü bazen bir insanı kurtaran, onun hakkında söylenen bin söz değil; onu gerçekten dinleyen tek bir vicdanlı insandır.
Ve son olarak şunu unutmayalım:
Mahkeme kurmadan hüküm veren dil, vicdanı yaralar. Gerçeği araştırmadan karar veren akıl, adaleti şaşırtır. İnsanları dinlemeden mahkûm eden toplum ise bir gün kendi vicdanının karşısında sanık sandalyesine oturur.
Kalemimiz hakikatten, sözümüz adaletten, gönlümüz merhametten yana olsun.
Selam olsun ön yargıya değil hakikate, zulme değil adalete, nefrete değil insanlığa gönül verenlere!
Salih Özbay
Yorumlar