Advert
Advert

 ŞEYH ŞAMİL’İN DURUŞU: DAVANIN ADAMI OLMAK MI, MENFAATİN ESİRİ OLMAK MI?

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Salih Özbay

“İnsanın gerçek gücü, kaç yara aldığıyla değil; inandığı değerler uğruna ne kadar dik durabildiğiyle ölçülür.”
Tarih, yalnızca geçmişte yaşanan olayların kaydı değildir. Tarih, bugünün insanına ayna tutan, vicdanları sorgulatan ve gelecek nesillere ibret veren büyük bir öğretmendir. O aynaya baktığımızda kimi zaman göğsümüz kabarır, kimi zaman da başımızı önümüze eğmek zorunda kalırız.
İşte Şeyh Şamil, o aynada karşımıza çıkan büyük şahsiyetlerden biridir.
Kafkas Kartalı Şeyh Şamil; inancı, iradesi, mücadele azmi ve teslim olmayan duruşuyla hafızalara kazınmış bir kahramandır. Onun hayatı bize, bir insanın büyüklüğünün sahip olduğu makamla, servetle ya da alkışlayan kalabalıklarla değil, uğruna bedel ödemeyi göze aldığı değerlerle ölçüldüğünü hatırlatır.
Sosyal medyada dolaşan bir anlatıda, Şeyh Şamil’in bedeninde 125 kılıç yarası bulunduğu ve onu yıkayan gassalın bu yaraları saydığı ifade ediliyor. Bu anlatının tarihî doğruluğunu ayrıca teyit etmek gerekir. Ancak anlattığı mesaj açıktır: Bir davaya inanmak başka, o dava uğruna bedel ödemeyi göze almak başkadır.
Peki, bugün biz neredeyiz?
Zor zamanda belli olur insanın duruşu
Bugün çevremize baktığımızda, sözleriyle mangalda kül bırakmayan; fakat menfaati söz konusu olduğunda sessizliğe bürünen insanlarla karşılaşabiliyoruz. Makam için eğilen, çıkarı için dostunu unutan, alkış varken öne çıkan ama sorumluluk ağırlaştığında geri çekilenler yok mu?
Elbette herkesin hayat şartları farklıdır. Her zorluk karşısında geri çekilmek korkaklık, yurt dışına gitmek de tek başına ihanet değildir. Asıl mesele; insanın hangi şartlarda, hangi amaçla ve hangi değerlerden vazgeçerek karar verdiğidir.
Çünkü yiğitlik, düşünmeden tehlikeye atılmak değil; doğru bildiğini akıl, ahlak ve cesaretle savunabilmektir.
Şeyh Şamil’in duruşunu günümüze taşımak, geçmişin kahramanlarını sadece övmekle olmaz. Onların temsil ettiği kararlılığı kendi hayatımıza yansıtmak gerekir. Haksızlık karşısında susmamak, emanete sahip çıkmak, verdiğimiz sözün arkasında durmak ve makamımızı milletin menfaati için kullanmak gerekir.
Makam geçer, karakter kalır!
Bugün bazıları makamını kaybetmekten, bazıları çevresini yitirmekten, bazıları da menfaatlerinin sona ermesinden korkuyor. Oysa insanın asıl korkması gereken, bütün bunları korumaya çalışırken kendi karakterini kaybetmesidir.
Bir koltuk için eğilen sırt doğrulabilir; fakat bir menfaat uğruna satılan güveni yeniden kazanmak kolay değildir. Bir makam elden gidebilir, bir servet tükenebilir; ancak insanın arkasında bıraktığı şerefli isim, nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saff Suresi, 61/2)
Bu ayet, söz ile davranış arasındaki mesafeyi düşünmemiz için güçlü bir uyarıdır. Dürüstlükten söz edip çıkarı için yalan söyleyen, adaleti savunup kendi yakınına ayrıcalık tanıyan, vatan sevgisini dilinden düşürmeyip sorumluluktan kaçan herkes önce kendi vicdanına hesap vermelidir.
Çünkü dava insanı olmak, yalnızca güzel sözler söylemek değil; sözünün gereğini yerine getirmektir.
Şeyh Şamil’i anmak mı, anlamak mı?
Şeyh Şamil’i anmak kolaydır. Fotoğrafını paylaşmak, hakkında övgüler yazmak, kahramanlığını anlatmak da kolaydır. Asıl mesele, onun hatırasını yaşatırken kendi hayatımızda hangi izleri bıraktığımızdır.
Bir yetimin hakkını koruyabiliyor muyuz? Bir mazlumun yanında durabiliyor muyuz? Güçlü karşısında eğilmeden, güçsüz karşısında kibirlenmeden yaşayabiliyor muyuz? Bize emanet edilen görevi şahsi çıkarlarımızın önüne koyabiliyor muyuz?
İşte asıl imtihan burada başlıyor.
Unutmayalım ki vatan sevgisi yalnızca bayrak sallamakla, millî değerler yalnızca nutuk atmakla, inanç ise yalnızca sözle yaşatılmaz. Bunların gerçek karşılığı; ahlakta, adalette, merhamette, sadakatte ve sorumlulukta görülür.
Şeyh Şamil’in hayatından çıkaracağımız ders, herkesten savaşmasını ya da kendisini tehlikeye atmasını beklemek değildir. Ders; insanın inandığı değerleri kolaylıkla satmaması, zorluklar karşısında vicdanını terk etmemesi ve gücünü haklıdan yana kullanmasıdır.
Son söz: Bir gün herkes kendi duruşuyla hatırlanacak
Günün sonunda makamlar sahiplerini değiştirir, alkışlar diner, kalabalıklar dağılır. Geriye insanın yaptığı iyilikler, koruduğu emanetler, savunduğu hakikatler ve bıraktığı güzel isim kalır.
Şeyh Şamil’in hatırası bize şu soruyu soruyor:
“Sen, inandığın değerler uğruna neyi korudun; menfaatin uğruna nelerden vazgeçtin?”
Bu soruyu başkasına yöneltmeden önce kendimize sormalıyız.
Çünkü kahramanlık, geçmişte yaşamış büyük insanları övmekle tamamlanmaz. Kahramanlık; bugünün dünyasında dürüst kalabilmekte, haksızlığa boyun eğmemekte, emanete ihanet etmemekte ve zor zamanlarda insanlığımızı koruyabilmektedir.
Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’i rahmet ve saygıyla anarken, Rabbimizden bizlere de hakikatten ayrılmayan bir irade, menfaate yenilmeyen bir karakter ve ömrümüzü hayırla tamamlayacak bir vicdan nasip etmesini diliyoruz.
Zira insanı tarihe yazdıran, söylediği sözlerin büyüklüğü değil; yaşadığı hayatın doğruluğudur.
Selam olsun inandığı değerlerden vazgeçmeyenlere… Selam olsun makamdan önce ahlakı, menfaattgen önce vicdanı, sözden önce sadakati seçenlere!
SALİH ÖZBAY

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar